Sessizlik Suça Ortaklığıdır!

Dünya, insanlık tarihinin en utanç verici sınavlarından birinden daha geçiyor. Televizyon ekranları, sosyal medya akışları ve ajans bültenleri her gün aynı görüntülerle dolu: yıkılmış şehirler, enkaz altından çıkarılan çocuklar, annesiz bebekler, babasız büyümeye mahkûm edilen nesiller… Ve bütün bunların ortasında yükselen o ürkütücü sessizlik.
Bugün herkesin kendisine sorması gereken soru şudur: İnsanlık ne zaman bu kadar duyarsızlaştı?
İsrail’in Gazze’de yürüttüğü askeri operasyonlar aylardır dünyanın gözleri önünde devam ediyor. Modern çağın bütün iletişim araçları sayesinde hiçbir şey gizli değil; hiçbir gerçek örtülemiyor. Buna rağmen, vicdanların sustuğu, diplomatik cümlelerin gerçeğin yerine geçtiği bir dönemden geçiyoruz.
Özellikle Avrupa Birliği ülkelerinin takındığı tutum, tarihin ileride uzun uzun tartışacağı bir ahlaki çöküş örneği olarak kayda geçmektedir. İnsan hakları, demokrasi, özgürlük ve evrensel değerler söylemini dillerinden düşürmeyen bu ülkeler, söz konusu Ortadoğu olduğunda aynı ilkeleri nedense rafa kaldırmaktadırlar. Bu çelişkili gerçekler artık inkâr edilemez boyutlara ulaşmıştır.
Gazze Şeridi’nde yaşananlar yalnızca bir savaşın yan etkisi değildir; sivil yaşamın sistematik biçimde yok oluşuna tanıklık ediyoruz. Hastaneler, okullar, ibadethaneler, mülteci kampları… Bir toplumun geleceğini temsil eden her yapı tek tek hedef hâline gelirken dünya kamuoyunun büyük bölümü yalnızca izlemekle yetinmektedir.
Peki bu suskunluk neyin sonucudur? Korku mu? Çıkar hesapları mı? Yoksa artık insan hayatının coğrafyaya göre değer kazandığı yeni bir çağda mı yaşıyoruz?
Uluslararası hukuk, savaşların bile kuralları olduğunu, Sivillerin korunması gerektiğini söylediği halde suskun kalınıyorsa o zaman hukuk değil güç dengesinin korunduğu anlamıdır bu savaşların gittiği yön.
Daha da acı ve tehlikeli olan ise bu trajedinin yalnızca siyasetçilerin değil, tüm insanlığın sınavı hâline gelmiş olan suskunluklardır. Tepkisizlik zamanla kabullenişe dönüşür. Kabulleniş ise suça ortaklık anlamına gelir.
Oysa bugün dünya, yalnızca bir coğrafyada yaşananları değil; kendi vicdanını da kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Eğer masumların ölümü karşısında hâlâ diplomatik cümlelerin arkasına saklanılıyorsa, yarın hiçbir ülke “insanlık” adına söz söyleme hakkına sahip olmayacaktır.
Polonyalı Milletvekili Konrad Berkowicz, parlamentoda yaptığı konuşma sırasında “Ukrayna'daki savaş boyunca ölen çocuk sayısından onlarca kat daha fazla çocuğun Gazze'de öldürüldüğünü aktaran Berkowicz, "Bunun etkisini çocuklar nasıl hissediyor?” Sorusuna karşılık sözlerini şöyle sürdürmüş: "Yahudiler, havadaki oksijeni emen ve insanları boğularak ölüme sürükleyen yasaklı beyaz fosfor bombasını kullanıyor. Dahası, bu bombanın dumanı akciğerlere giriyor ve onları içeriden içe yakıyor. Aynı anda hem boğuluyorlar hem On binlerce kadın ve çocuk da içten yanıyor. O anda yanmayanların ise yavaş yavaş beyaz fosfor vücudunda kemiğine ilerliyor” diye anlatmıştır.
Neticede bu katliamların ve acımasızca canlara kıyıldığını görüp bilenlerin suskunluğu, gerekli tedbirlerin ve yasakların gündeme getirilmesini isteyecekleri yerine sesiz ve sakin kalmalarının hesabını insanlık veremese bile Allah soracak ve gereken cezayı vererek aynı acıyı bu insanlıktan uzak kişilere verecektir inşallah. Tarihte bunları yazacaktır!




























