Bilal Esen
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit

Ortadoğu'da Bitmeyen Savaş.

Ortadoğu'da Bitmeyen Savaş.
A- A+ Paylaş
Reklam

Ortadoğu’da Bitmeyen Savaş.
Dünya bir süredir yeni bir güç mücadelesinin içinde. Haritalar yeniden çizilmeye çalışılıyor, ülkeler parçalanıyor, şehirler harabeye dönüyor. Büyük hesaplaşmaya dönüşen bu coğrafyadaki faşizm Uzun yıllardır sürmektedir. Ancak artık sonuca ulaşmak isteyen emperyalist güçler, çoluk çocuk, kadın, insan demeden, siyasi stratejiler uğruna bu gerçekleri kenara iterek savaşları her geçen gün hızlandırmaktadır.
Ancak artık sonuca ulaşmak isteyen emperyalist güçlerin çoluk çocuk kadın, insan demeden düşüncelerini siyasi stratejiyle kenara atarak savaşları günden güne hızlandırmaktadırlar.    
Yıllar önce büyük vaatlerle ortaya atılan Büyük Ortadoğu Projesi, sözde bölgeye demokrasi ve refah getirecekti. Ancak aradan geçen zaman halka bambaşka bir gerçeği gösterdi. Irak’ta dağılan devlet yapısı, Suriye’de yerle bir olmuş şehirler ve milyonlarca insanın göç yollarına düşmesi sonrasında sıranın İran’a geldiği, hatta İran’dan sonra Türkiye’nin de hedef olabileceği yönündeki varsayımlar giderek güç kazanmaya başlamıştır.
Bu süreçte özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in yürüttüğü sert askeri politikalar, dünyanın birçok yerinde ciddi eleştirilere konu olmaktadır. Güvenlik ve terörle mücadele gerekçesiyle başlatılan operasyonlar çoğu zaman yeni çatışmaları ve yeni insani dramları beraberinde getirmektedir.
Ama savaşların en acı gerçeği şudur:
Savaş kararlarını liderler verir, bedelini ise halklar öder.
Bombalar şehirlerin üzerine düşer, Çocuklar enkaz altında kalır ve Anneler evlatlarını kaybeder.
Bir gecede binlerce insan ölür, milyonlarca insan mülteci olur.
Ortadoğu’nun birçok yerinde ve özellikle Gazze Şeridi’nde yaşanan görüntüler, savaşın ne kadar acımasız bir yüzü olduğunu tüm dünyaya göstermektedir. 
İnsanlık vicdanını sarsan bu manzaralar, “güvenlik” adı altında yürütülen bazı askeri yöntemlerin sınırlarını yeniden tartışılır hâle getirmiştir.
Çünkü savaşın bile bir hukuku, bir sınırı ve bir insanlık ölçüsü vardır.
Bir ülkenin kendi güvenliğini savunmak elbette hakkıdır.
Ancak masum insanların hayatını yok sayan yöntemler, hiçbir vicdanda meşru karşılık bulamaz.
Tam da bu noktada Türkiye’nin duruşu büyük önem taşımaktadır. Türkiye bu ateş çemberinin ortasında bulunan bir ülkedir ve bu nedenle atacağı her adım büyük dikkat gerektirir.
Türkiye için en doğru yol; duygusal hareket etmek değil, akılcı ve dengeli bir dış politika yürütmektir.
Güçlü diplomasi, sağlam ekonomi ve caydırıcı savunma kapasitesi bir ülkenin en büyük güvencesidir. Türkiye, savaşların büyüdüğü bir coğrafyada barışı savunan, istikrarı önceleyen ve uluslararası hukuku temel alan bir çizgide ilerlemelidir.
Geçmişe ve savaşlara baktığımızda tarih bize savaşların insanlığın yok oluşunu ve geleceğin umutsuz olacağını öğretmiştir:
Savaşlar yıkım ve kıyım getirerek hakkı hukuku ve adaleti ortadan kaldırarak insanlığın geleceğini karartmasıdır.
Neticede toplayacak olursak, savaş; yıkım ve kıyım getirerek hakkı, hukuku ve adaleti ortadan kaldıran, insanlığın ortak geleceğini karanlığa gömen bir insafsızlıktır!

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.

Bilal Esen yazıları

Manşet Haberler

Çok okunanlar
sanalbasin.com üyesidir