Dünyaya Konu Olan İki Ülke

Dünya son yıllarda alışılmadık bir hızla sertleşiyor. Diplomasi geri çekilirken güvenlik dili yükseliyor, empati azalırken korku büyüyor. Bu sertleşmenin merkezinde ise iki isim sürekli tartışılıyor: Donald Trump ve Benjamin Netanyahu. Onlar yalnızca iki ülkenin lideri değil; çağımızın siyaset anlayışını şekillendirerek bozan bir zihniyetin simgesi hâline gelmiş durumdalar.
Konumuz bu iki liderin kişisel hikayelerinden ziyade dünyanın nereye doğru, nasıl bir ortamda siyasetin nereye ne şekilde gideceğine olan katkılarıdır.
Ancak Amerika Trump dönemiyle birlikte belki de modern tarihinin en sert iç kutuplaşmalarından birine sürüklendi.
Trump’ı destekleyen milyonlar için o, küreselleşmenin kaybettirdiği kesimlerin sesi oldu. “Önce Amerika” sloganı; işini kaybeden işçiye, sınır güvenliğinden endişe eden vatandaşa ve geniş kitlelere güçlü bir mesaj verdi.
Fakat aynı anda başka bir Amerika ortaya çıktı. Bu kesim Trump dönemini; kurumların zayıfladığı, siyasi dilin sertleştiği ve toplumun keskin biçimde ayrıştığı bir dönem olarak görüyor. Bugün ABD’de Trump yalnızca bir siyasi figür değil; toplumun iki farklı gelecek hayalinin sembolü durumunda oldu.
Ve dünya şu soruyu sormaya başladı:
Amerika artık küresel düzenin kurucusu mu, yoksa ülkelerin iç sorunlarıyla ilgilenen, fırsat kollayan bir faşist güç mü?
Bu ara sosyal medyada Trump hakkında paylaşılan çok kötü, insanı yerin dibine iten paylaşımlar aralıksız devam etmektedir ama bunların ne kadar gerçek ne kadar uydurma olduğunu bizler bilemeyiz.
________________________________________
Gelelim İsrail’e;
Netanyahu, destekçileri için ülkesini düşmanlarla çevrili bir coğrafyada ayakta tutan güçlü bir lider mi? Yoksa görünürde olmayan iç Güvensizliği kaldırmaya çalışan lider olarak anılmak isteyerek
Her şeye rağmen kendi yurttaşlarından tepkiler alan ama önemsemeyen
İnatla kan dökmeye hevesli bir kişilik mi?
Yine aynı İsrail’de yıllardır sokakları dolduran protestolar da var. Yargı reformu tartışmaları, demokrasi endişeleri, savaş politikaları ve uluslararası yalnızlaşma korkusu günden güne artmaktadır.
Netanyahu’nun ülkeyi koruduğunu düşünenlerle, ülkeyi daha büyük risklere sürüklediğini savunanlar arasındaki fark giderek büyüyor.
Dünya kamuoyu açısından ise Netanyahu, artık yalnızca bir lider değil; güvenlik ile insan hakları arasındaki en sert tartışmaların yanı sıra ülkesini ve orta doğuyu nereye getirdiğinin tartışılması gereken lider durumuna gelmiş durumundadır!
Trump ve Netanyahu’nun politikalarının bölgede yarattığı korku ve endişeler gün geçtikçe büyüyerek halkın zihninde Terör Korkusu, Göç Korkusu, Kimlik korkusu, Güvenlik korkusu olarak yer almaktadır.
Son yıllarda dünya siyasetinde üç büyük değişim göze çarpıyor:
Milliyetçiliğin sembol olarak kullanılması,
Uluslararası kurumlarda güvenlik azalması ve Diplomasi yerini güce bırakması.
Bu dönüşüm yalnızca Amerika ve İsrail’le sınırlı değil. Avrupa’dan Asya’ya kadar pek çok ülkede benzer söylemler güç kazanıyor. Dünya yavaş yavaş daha gergin, daha güvensiz ve daha kutuplaşmış bir gezegene dönüşmeye doğru yol almaya başlamıştır.
En tehlikelisi ise savaş ihtimalinin artık uzak bir ihtimal gibi görülmemesi. Savaş konuşuluyor, normalleşiyor, hatta bazı yerlerde meşrulaştırılıyor olması ise en acısı ve korkulması gerekendir. Bu ara İran da süte sokulmadık ak kaşık değildir elbette ama o kendi iç sorunudur ve farklı şekilde ele alınması gerekendir.
Netice olarak bu Ortadoğu savaşlarında İran’ın güçlendiği, ABD’nin ve İsrail’in kaybettiğini birçok değerli yazarlardan okudum. Bu çatışmada her haliyle İran’ın eline düşen bu aç gözlü hain iki lider güveni kaybetmeye başlamıştır.




























