Muhalefet Doğru Yolda mı?

Türkiye uzun süredir bir seçim havasının içinde ama garip bir şekilde sandık heyecanının yok olmaya başladığı gözlemlenmektedir.
Meydanlar gergin, söylemler sert, iklim baskıcı; fakat bütün bu tabloya rağmen toplumda yaklaşan bir seçim duygusu hissedilmiyor.
Aksine, siyasetin yönü sandığa değil, kontrollü bir siyasete doğru çekiliyor gibi.
Eğer bir seçim ufukta görünmüyorsa, bu gidişatın gayesi ve hesabı ne olabilir;
Yoksa artık seçim de gündemden kalkacak mı acaba fikri ortaya çıkabilir!
Ekonomi alarm verirken, hukuk boşluğu, mafya çeteleri, vurgun, soygun ve uyuşturucu sürekli gündemde, toplumsal sabır ve umut beyinlerden hızla düşmeye başlamıştır.
Normal şartlarda bu tablo erken seçim tartışmalarını doğuran etkinliklerdir.
Ancak bugün tartışılan şey sandığın tarihi değil de seçimden çok, seçim ihtimalinin siyasetin merkezinden yavaş yavaş çekiliyor varsayımı mı anlamlaşıyor sanki!
Bu boşlukta devlet dili ağırlaşıyor, güvensizlik vurgusu artıyor, itirazlar kolayca “tehdit” safhasına çekiliyor.
Siyaset, sorun çözme alanı olmaktan çıkıp, itiraz bastırma refleksiyle ilerliyor.
Bu da iktidarın önümüzdeki dönemi sandıkla değil, idari ve siyasi sertleşmeyle yönetme ihtimalini güçlendiriyor gibi görülmekte.
Muhalefet cephesi ise hâlâ seçim konuşuyor, Takvim arıyor, aday tartışıyor, kampanya dili kurmaya çalışıyor.
Oysa iktidarın oynadığı oyun başka bir safhada olabilir!
Sandığa hazırlanan bir muhalefet ile sandığı dikkate almayan bir iktidar arasında ciddi bir görüş farkı oluşmuş durum da.
Asıl tehlike de burada, çünkü seçim umudu zayıfladıkça, toplumun siyasete tutunma kanalları daralıyor.
İnsanlar değişimin yolunu göremediklerinde, sessizliğe çekiliyor, oysa sessizlik ise her zaman rızadan değil, çoğu zaman çaresizlikten doğar.
Bugün Türkiye’de halk arasında en çok konuşulan soru şudur:
“Ülke sanki yerinde saymayı geçip daha mı geriye gidiyor!”
Seçimsiz bir gelecek mi hazırlanıyor, yoksa seçimli bir düzen dahamı sertleştirilecek?
Her iki ihtimal de aynı gerçeğe işaret ediyor;
Siyaset yumuşamıyor, aksine daha kapalı, daha sert ve daha az hesap verir bir sahaya mı ilerliyor!
Ve bu gidişatta sandığın yokluğu değil; sandık umudunun yitirmesi asıl kırılma noktası olacaktır.




























