Ülkemizin ve Dünyanın Ortak Sınavı

Kadına yönelik şiddet, yalnızca belirli bir toplumun değil; bütün dünyanın ortak ve acil gündemidir. Birleşmiş Milletler’in son verilerine göre dünya genelinde her üç kadından biri yaşamı boyunca fiziksel, psikolojik ya da ekonomik şiddete maruz kalmaktadır. Bu gerçek, konunun küresel ölçekte ele alınması gerektiğini açıkça göstermektedir.
Türkiye’de kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve birçok paydaş, kadına yönelik şiddetin önlenmesine yönelik çalışmalar yürütmektedir. Bir platformun verilerine göre 2021–2024 yılları arasında 1.200’den fazla kadının hayatını kaybettiğini göstermektedir. Bu durum, farkındalığın güçlendirilmesi ve koruyucu hizmetlerin daha da yaygınlaştırılmasının önemine işaret etmektedir.
Dünya Sağlık Örgütü, çocukluk çağında şiddete tanıklık eden, yanlış toplumsal cinsiyet rolleriyle büyüyen veya riskli davranış profilleri gösteren bireylerde şiddete yönelme olasılığının arttığını vurgulamaktadır. Bu nedenle kadına yönelik şiddet; hukuki, sosyal, kültürel ve eğitsel tüm yönleriyle birlikte ele alınması gereken çok boyutlu bir meseledir.
Farklı Coğrafyalarda Benzer Acılar
Şiddet dünyanın pek çok yerinde kendini göstermektedir.
Senegal’de kadınların büyük bir kısmının şiddetle karşılaştığı, Güney Afrika’da her gün kadınlara yönelik saldırıların yaşandığı ve Brezilya’da kadın cinayetlerinin yüksek oranlara ulaştığı kayıtlarda yer alıyor.
Almanya ve Fransa gibi gelişmiş ülkelerde bile son yıllarda kadınlara yönelik şiddet oranlarında artış olduğu görülmektedir.
Ancak dünya üzerinde bazı bölgeler kadınlar için çok daha ağır koşullar barındırmaktadır.
Savaşın En Ağır Yükü Kadınların Omzunda
Gazze’de yaşanan çatışma ortamı, kadınların hayatını son derece kırılgan hâle getirmiştir.
Uluslararası kuruluşların raporlarına göre:
Çok sayıda kadın ve çocuk hayatını kaybetmiştir,
Hamile kadınların sağlık hizmetlerine erişimi büyük ölçüde kısıtlanmıştır,
Barınma, beslenme ve hijyen gibi temel ihtiyaçlara erişim neredeyse imkânsız hâle gelmiştir.
Savaşın yükü en çok kadınların omuzlarına binmektedir; belirsizlik ve travma günlük yaşamın bir parçası hâline gelmiştir.
Çatışma ve Göç Arasında Hayatta Kalma Mücadelesi
Sudan’daki iç çatışmalar, milyonlarca kadının yerinden edilmesine yol açmıştır.
Birleşmiş Milletler raporları, gıda güvensizliği, sağlık hizmetlerine erişememe ve güvenlik risklerinin kadınlar için çok daha büyük olduğunu göstermektedir.
Bu ortamda kadınlar hem fiziksel hem psikolojik açıdan en kırılgan gruplar arasında yer almaktadır.
Türkiye’de Artan Farkındalık ve Sürdürülen Çalışmalar
Ülkemizde son yıllarda yaşanan bazı üzücü olaylar, toplumda duyarlılığın arttığını ortaya koymuştur.
Kamu kurumlarının yürüttüğü koruma tedbirleri, elektronik kelepçe uygulamaları, psikososyal destek hizmetleri ve acil ihbar hatları her geçen yıl daha geniş bir kesime ulaşmaktadır.
Kadına yönelik şiddetle mücadelede cezai yaptırımlar kadar; aile içi iletişim, eğitim ortamları, medya dili ve toplumsal bilinçlenme çalışmaları da büyük önem taşımaktadır.
Toplumun tüm kesimlerinde farkındalık arttıkça, şiddetin zemin bulduğu alanların daraldığı görülmektedir.
Kadına Değer Vermek: İnancımızın Kalbinde
Bu noktada Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in yüzyıllardır insanlığın vicdanına ışık tutan şu sözü büyük bir rehber niteliğindedir:
“Kadınlara ancak asalet ve şeref sahibi kimseler değer verir."
Bu söz, kadına saygının bir tercih değil; insanlığın, ahlakın ve karakterin ölçüsü olduğunu hatırlatmaktadır.
Kadına verilen değer, bir toplumun hem vicdanını hem de medeniyet seviyesini gösterir.
Kadına yönelik şiddet, yalnızca kadınların değil; toplumların adalet, merhamet ve insanlık anlayışının bir göstergesidir.
Hem ülkemizde hem de dünyada özellikle çatışma bölgelerinde yaşayan kadınlar için güvenli, adil ve umut dolu bir geleceğin mümkün olduğuna inanıyorum.
Şiddetin olmadığı, dayanışmanın güçlendiği, kadınların güvenle yaşadığı bir dünya dileğiyle…




























