Neyi Kutlayacağız?

Son yüz yıldır savaşların adresi neredeyse hiç değişmedi.Müslümanların yaşadığı topraklar.
Haritalar Batı’da çizildi, faturalar Doğu’da ödendi. “Demokrasi”, “özgürlük”, “güvenlik” gibi süslü kavramlarla girilen her coğrafyada geriye yalnızca yıkım kaldı.
Birleşmiş Milletler verilerine göre 2024 sonunda dünya genelinde 120 milyondan fazla insan zorla yerinden edildi ,tarihin en yüksek seviyesi bu. Bu büyük göç dalgasının başlıca tetikleyicileri arasında Gazze, Sudan ve Myanmar’daki çatışmalar yer alıyor. 
Afganistan’da özgürlük adına bombalar yağdırıldı.
Sovyetler geldi geçti, ABD geldi geçti, koalisyonlar dağıldı.
Geriye ne kaldı? Yetimler, mülteciler, uyuşturucu ve yoksulluk.
Bu ülkeyi yerle bir edenler hesap vermedi; bedeli yine halk ödedi.
Arakan’da yaşananlar bir “çatışma” değil, açık bir yok etme politikasıdır. Rohingya Müslümanları bugün hâlâ vatansız; köyler yakıldı, binlerce kadın ve çocuk saldırılarda öldü. Dünya izledi, not aldı, raporlar yazdı. Ama hiçbir rapor, bir çocuğun hayatından daha değerli görülmedi.
Doğu Türkistan’da ise soykırım sessizce yürütülüyor.
“Kamp” diyorlar, “eğitim” diyorlar, “güvenlik” diyorlar.
Gerçekte olan şu: İnanç yasak, kimlik yasak, dil yasak.
Bir halk, dünyanın gözü önünde sistematik baskı ve asimilasyonla siliniyor. Bu durum, uluslararası insan hakları savunucuları tarafından defalarca rapor edildi ama küresel sistem buna hâlâ “iç mesele” demeyi tercih ediyor.
Gazze’de artık kelimeler bile yetersiz kalıyor.
BM kaynaklı insani değerlendirmelere göre şeritte 1,6 milyon kişi kritik gıda güvensizliğiyle karşı karşıya ve on binler “kıtlık” seviyesine yakın yaşıyor. 
Sağlık örgütleri ve BM raporları, sadece son yıllarda 60 bini aşkın Gazeli’nin yaşamını yitirdiğini, bunların önemli bir kısmının kadın ve çocuk olduğunu belgeliyor. 
Sudan’da durum farklı değil; BM İnsan Hakları Ofisi’nin raporuna göre 2025’in ilk yarısında en az 3,300’den fazla sivil öldü ve gerçek rakam bunun çok üzerinde olabilir. 
Ayrıca çatışma 2023’ten bu yana milyonlarca Sudanlıyı yerinden etti, büyük bir kısmı çocuk. 
Gerçek şu: Bu düzen, güçlü olanın suçunu örtüyor.
Mazlumun kanı, diplomasi masalarında pazarlık başlığına dönüşüyor.
Ve biz..
Neyi kutlayacağız?
Sahi, bu kanın üzerinde neyi kutlayacağız?
Neyin sevincini yaşıyoruz?
Takvimde bir rakamın değişmesini mi,
yoksa bu kadar acıya alışmış olmamızı mı?
BM verileri, sadece bu yıl silahlı çatışmalarda ölen sivillerin sayısında %72’lik dramatik bir artış gösteriyor ve ölüm rakamları 33,000’in üzerine çıkıyor. 
Bu rakamlar, sadece sayı değil; yüz binlerce hikâye, yitirilen umut, yok edilen gelecek.
Takvim değişince acılar silinmiyor.
Bu yıl mesele eğlenmek değil.
Mesele susmamaktır.
Çünkü bugün susan herkes, yarın olan bitene şaşırma hakkını kaybeder.
Bu dünya yeni bir yıla girmiyor.
Bu dünya, hesap verilmeyen bir suç düzeninin içinde dönmeye devam ediyor.
Ve bu düzenin sürmesinde yalnızca zalimlerin değil,
rahatını bozmayan herkesin payı var.
Şimdi tekrar soralım, ama bu kez kaçmadan:
Dünya böyleyken, biz neyi kutlayacağız?




























