Gönüllülük…

Hayat, çoğu zaman kendi koşuşturmamızın içinde hızla akıp gidiyor. Hepimiz, yetişmemiz gereken işler, tamamlamamız gereken sorumluluklar, kendimize ayırmaya çalıştığımız küçücük anlarla yaşayıp gidiyoruz. Ama bir grup insan var ki, kendi zamanını, kendi konforunu ikinci plana atıp başkalarının yüzünde bir gülümseme olmayı seçiyor. Hiçbir karşılık beklemeden, adı duyulmadan, kimse bilmeden, alkışlanmadan… Yeter ki bir insanın kalbi biraz daha hafiflesin.
Gönüllüler…
Onlar, hayatın görünmeyen kahramanları.
Öğretmen ders bittiğinde kendi yorgunluğunu bir kenara bırakıp bir çocuğun dünyasına dokunuyorsa…
Bir genç, eğlencesinden feragat edip bir yaşlının kapısını çalıyorsa…
Bir anne, kendi telaşını durdurup başkasının derdine koşuyorsa…
Orada gönüllülük sessizce nefes alıyordur.
Gönüllülükte bir madalya yoktur. Bir gün “teşekkür” bile olmayabilir. Ama gönüllüler bunu zaten teşekkür için yapmaz. Çünkü gönüllülük bir duygu değil; bir karakter meselesidir. İnsan, içindeki iyiliği çoğaltmak istediği için gönüllü olur. Gördüğü bir yarayı kapatmak, bir yalnızlığı azaltmak, bir gülümsemeyi çoğaltmak için…
Ve aslında en çok kendisine iyilik eder insan.
Çünkü gönüllülük, insanın ruhunu büyütür. Empatiyi, merhameti, dayanışmayı, sorumluluk duygusunu yeniden hatırlatır. En önemlisi de, insana kendi gücünü gösterir:
“Ben birinin hayatında bir şey değiştirebiliyorum.”
Belki bir çocuğun okul çantasını doldurur, belki bir yaşlının elini ısıtır, belki bir hastaya umut olur. Küçücük bir dokunuş, bir ömrün dönüm noktası olabilir. Gönüllü için sıradan görünen bir hareket, bir başkasının hayatında unutulmayacak bir iz bırakır.
Bazen bu iyilik öyle küçük bir yerde saklıdır ki, insanı derinden sarsar…
Bir gün telefonum çaldı. Bağışçımız olan bir pastane sahibi, “10 tane fazla pasta var, gelin alın” dedi. Hemen gidip aldık ve hasta ya da engelli çocuğu olan ailelere ulaştırdık. Yarım saat sonra yine telefonum çaldı. Down sendromlu çocuğu olan bir anne…
Ağlayarak, titreyen bir sesle şöyle dedi:
“Geçen hafta oğlumun doğum günüydü. Pasta istedi ama alamadım. Allah sizden razı olsun…”
Düşünsene…
Bir pasta.
Evlerimizde çoğu zaman yarısı yenmeden çöpe attığımız sıradan bir pasta…
Bir annenin boğazında düğümlenen bir sızıya, bir çocuğun yüzünde ışığa dönüşüyor. İşte gönüllülük, tam da budur.
Toplumlar gönüllüleri sayesinde güçlenir. Çünkü gönüllülük, iyiliğin bir kuruma, bir bütçeye, bir otoriteye bağlı olmadığını; insanın insana her koşulda nefes olduğunu gösterir. Gönüllü hareket ettikçe şehir nefes alır, insanlar birbirine yaklaşır, kalpler birbirinin yükünü hafifletir.
Bugün dünyada en çok eksik olan şey,
Karşılıksız iyilik.
Çünkü karşılıksız iyilik, insanlığın unutulmuş dilidir. Sessiz, gösterişsiz ama çok güçlü bir dildir. Bir bakışta anlaşılır, bir dokunuşta hissedilir, bir tebessümde çoğalır.
O yüzden bu satırlar, adını bilmediğimiz ama iyilikle bir yerlere değen tüm gönüllülere yazılmış küçük bir selam olsun.
İyilik yaptığınız için değil…
İyiliği hatırlattığınız için teşekkür ederiz.




























