Yazarlar

İNSAN KALBİ NE TUHAF ŞEY!

Figen Çelebi

İNSAN KALBİ NE TUHAF ŞEY!

    Günümüzde insanların yoğun çalışma temposu ve diğer insanlarla olan ilişkileri nedeniyle
    kendilerini unuttuğunu söyleyebiliriz. Herhalde bu durumundan da en fazla zararı,
    birçoğumuzun kulak vermediği kalbimiz görmektedir. Duygularımızı, korkularımızı,
    sevincimizi, acılarımızı ve daha bir sürü şeyi dış dünyadan arındırıp sadece hissederek
    yaşayamıyoruz. Etrafımızdaki her şey ve herkes müthiş bir hızla geçip gitmekte. Onlar geçip
    giderken durup kendimize bir bakıyor muyuz? Kalbimizde gerçekten ne hissettiğimize önem
    veriyor muyuz? Yaşadığımız kargaşada bu sorunun cevabı büyük ihtimalle “Hayır!” olacaktır.
    Bütün bunları düşünürken kitaplığımda gözüme çarpan kitap “Genç Werther’in Acıları” oldu.
    Goethe’nin 18. yüzyılda yazdığı bu kitap yazıldığı dönemde insanları hem ruhen hem fiziksel
    açıdan oldukça etkilemiştir. Kitabın asıl konusunun imkansız bir aşkı anlattığı belirtilse de
    aslında özünde yaşanan acılardan dolayı kendini unutan bir insanı da görmekteyiz. Bir bakıma
    yazar yaşadıklarının sonucunda aslolanın “anda kalmak” olduğunu anlatmaya çalışmıştır.
    Anda kalmak aslında kendinde/kendinle kalmak fikriyle eşdeğerdir. “Hem kendimle
    fazlasıyla meşgul olduğumdan, hem de iç dünyam fazlasıyla fırtınalı olduğundan, başkalarını
    kendi haline bırakmayı yeğliyorum”.
    “En üzüldüğüm şey gençlerin en güzel vakitlerini aptalca dertlerle geçirmekten yaşamaya
    fırsat bulamamalarıdır”. Kitabın 18. yüzyılda yazıldığından bahsetmiştik, demek ki o günden
    bugüne bu tespit için pek bir şey değişmemiş diyebiliriz. Çoğu insan gibi dertlerimizin çoğu
    zaman aptalca olmadığını ve çok önemli olduğunu düşünürüz. Bu bir bakıma
    kişiselleştirmedir. Ancak aynı derdi bir başkasının yaşadığını gördüğümüzde “takıldığın şeye
    bak” diyebiliyoruz. Bu resmen bir ikilem. Gerçekten de bu noktada “İnsan kalbi ne tuhaf
    şey!” diyebiliriz.
    “Sen haklısın dostum. Eğer insanlar sürekli geçmişi hatırlamak yerine şu günlerin tadını
    çıkarsalardı bu kadar acı çekmezlerdi.” Tabiki de insan geçmişini tamamen silip atamaz ancak
    anda kalmak istiyorsa içinde bulunduğu ana sahip çıkmalıdır. Böylece kalbini ve zihnini daha
    berrak bir şekilde görebilir. Sis bulutları, belirsizlikler bir bir ortadan kalkabilir. Yaşamdan
    gerçek anlamlar çıkarmak için içimize dönmeliyiz. Bugün toplum içinde yaşadığımız o duygu
    karmaşıklığının ve geçmişe-geleceğe yönelik kaygılarımızın tek çaresi sanırım anda kalmayı
    becerebilmek.
    Bazen benim de sıkça düşündüğüm ve Goethe’nin de kaleminden döküldüğü gibi “Ah,
    birazcık kaygısızlık beni dünyanın en mutlu insanı yapabilirdi.”

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları