
Çocuklar arasındaki şiddet olaylarının tek bir nedene bağlı olmadığını ifade eden Miçooğulları, sorunun çok boyutlu olduğunu vurgulayarak aile, okul, çevre ve sosyal medyanın çocuk davranışları üzerindeki etkisine dikkat çekti.
Dr. Miçooğulları, çocukların doğuştan şiddet eğilimiyle dünyaya gelmediğini belirterek, “Şiddet öğrenilen bir davranıştır. Çocuk, evde öfkeye nasıl tepki verildiğini gözlemleyerek öğrenir. Eğer öfke vurma, bağırma ya da kırıp dökme ile ifade ediliyorsa, çocuk bunu normal bir yöntem olarak görebiliyor” dedi.
Aile içi iletişim eksikliği, duygusal ihmal, sınır koyamama ve tutarsız ebeveyn yaklaşımlarının çocukları riskli davranışlara sürükleyebildiğini belirten Miçooğulları, özellikle rol model etkisinin çocuk gelişiminde belirleyici olduğunu söyledi.
“Güvenli okul anlayışı güçlendirilmeli”
Okulların yalnızca akademik başarı değil, çocukların sosyal ve duygusal gelişimi açısından da önemli bir görev üstlendiğini ifade eden Miçooğulları, akran zorbalığına karşı “sıfır tolerans” anlayışının benimsenmesi gerektiğini dile getirdi.
Okullarda erken tanıma sistemlerinin önemine değinen Miçooğulları, risk grubundaki çocukların zamanında tespit edilerek desteklenmesi gerektiğini söyledi. Ancak rehberlik servislerindeki personel eksikliği nedeniyle okulların bu konuda zaman zaman yetersiz kaldığını belirtti.
“Biz biliyoruz ki sorun ortaya çıktıktan sonraki kriz müdahalesinden çok, olay yaşanmadan önce alınan koruyucu önlemler daha önemli” diyen Miçooğulları, güçlü bir rehberlik sisteminin çocukların sağlıklı gelişiminde kritik rol oynadığını kaydetti.
“Sosyal medya ve oyunlar tek başına suçlu değil”
Şiddet içerikli videolar, agresif oyunlar ve sosyal medya içeriklerinin küçük yaş gruplarında gerçeklikle karıştırılabildiğini belirten Miçooğulları, çocukların zamanla şiddete karşı duyarsızlaşabildiğini ifade etti.
Ancak dijital içeriklerin tek başına suçlu ilan edilmemesi gerektiğini vurgulayan Miçooğulları, asıl belirleyici unsurun aile denetimi ve çocuğa verilen duygusal destek olduğunu söyledi.
Çocukların çoğu zaman önceden bazı sinyaller verdiğini belirten Miçooğulları, sürekli öfke patlamaları yaşayan, empati kurmakta zorlanan ya da çevresine zarar verme eğilimi gösteren çocukların dikkatle gözlemlenmesi gerektiğini kaydetti.
“Çocukların ihtiyacını anlamak gerekiyor”
Yanlış davranışların yalnızca cezalandırılarak çözülemeyeceğini belirten Miçooğulları, çocukların davranışlarının altında çoğu zaman karşılanmayan duygusal ihtiyaçların bulunduğunu ifade etti.
Ailelerin bazen aşırı baskıcı, bazen ise tamamen ilgisiz tutumlar sergileyebildiğini belirten Miçooğulları, tutarsız disiplin anlayışının çocukları yalnız ve denetimsiz bıraktığını söyledi.
Aile içindeki şiddetin çocuk üzerinde doğrudan etkili olduğuna dikkat çeken Miçooğulları, “Çocuk büyüdüğü çevrede gördüğü davranışları normalleştirir. Kendisine uygulanan şiddetin başkasına da uygulanabileceğini düşünebilir” dedi.
“Bu sorun önlenebilir”
Toplumda empati düzeyi düşük bireylerin artmasının ciddi sosyal sorunlara yol açabileceğini belirten Miçooğulları, buna rağmen umut verici tarafın sorunların önlenebilir olması olduğunu ifade etti.
Ailelerin bilinçlendirilmesi, okullarda sosyal-duygusal gelişimi destekleyen çalışmaların artırılması ve erken dönemde risk sinyali veren çocukların uzman desteğine yönlendirilmesi gerektiğini belirten Miçooğulları, şu ifadeleri kullandı:
“Çocuklar suçlu olarak doğmaz. Yaşadıkları çevre, gördükleri modeller ve karşılanamayan ihtiyaçları onların davranışlarını şekillendirir. Bu yüzden çocukları yargılamadan önce onları yetiştiren sistemi gözden geçirmemiz gerekir.”






























