
Gazeteci Oğuz Uçar’ın EkonomistTÜRK Youtube kanalında sunduğu “Ekonomi
Gündemi” programına konuk olan CHP Niğde Milletvekili Gürer, şu ifadeleri kullandı:
“TÜRKİYE MAKAS DEĞİŞTİRDİ"
Tarım, tabii ki giydiren ve doyuran bir sektör. Yaşanacaksa gıda güvenliğinden oluşması
için de tarımın varlığını sürdürülebilir kılmak gerek. Ülkemiz 24 Ocak kararlarından sonra
makas değiştirdi. O dönemki IMF’nin, Dünya Bankası’nın raporlarında “Türkiye tarımda
pahalıya üretiyor” gerekçesiyle “Biz size bu ürünleri verelim, siz turizmi geliştirin”
denildi, Türkiye uyudu.
Özelleştirmelerde Cumhuriyet’in kazanımları fabrikalar tek tek satıldı: gübre fabrikaları,
yem fabrikaları, süt fabrikaları… Hatta son yıllarda başlayan çizgide büyük bir değişiklik
yaratılarak Türkiye tarımda kendi kendine yetmeyi bırakın, tamamı ithal ürünlerle gıda
sektörünün şekillendiği bir noktaya doğru savruldu.
“ATATÜRK’Ü ANLAYAMADIK”
Bu süreçte bizim ülkenin belki de en büyük eksiklerinden biri Atatürk’ü anlamamak,
Atatürk’ün ne yaptığının farkına varmamak. Bakın bizim gençliğimizde okuduğumuzda
Atatürk’ü genelde Asker Mustafa olarak ya da karga kovalayan çocukluk edalı Mustafası
olarak anlattılar. Oysa Atatürk her şeyde bugünleri gören politikalar uygulamıştır.
Bunlardan biri de, tarımda karma ekonominin mantığı ile oluşturulmuş fabrikalardı. İşte
şeker fabrikaları, un fabrikaları… Çok bilinmez ama, Türkiye’nin şekere de sanayide de
ihtiyacı vardı o yıllarda. Atatürk’ün Şeker fabrikasını kurarken söylediği bir şey var:
“Fabrika kurulacak ama bu fabrikalar da fabrika kuracak. Ona göre atölyeler olsun”
Orada spor tesisleri vardı, sosyal alanlar vardı. Hem üretim içinde hem de sosyal yaşamı
yükselten alanlar oluşturuldu, yaşam kalitesini artırdı.
Askere gelen köylü çocuğuna traktör ehliyeti alabilecekleri eğitim verilsin dediğinde,
komutan der ki “4-5 tane traktör var, ne olacak?” Hayır, ilerde her köyde traktör
olacaktır. Bilimle, bilgiyle buluşan tarıma her yerde fide, tohum, gübreden ilaca kadar her
alanda ne yapılması gerektiğini öngören… Aynı zamanda su politikaları ile ilgili söylediği,
köyün toplu topraklandırılması ile ilgili söylediği, tarımı dönüştüren ülkelerin model aldığı
biridir Atatürk. Ama biz onun tersini yaptık.
“PANDEMİ SONRASINDA DA HATA YAPTIK”
Pandemi sonrasında şunu gördük: Kuraklık da, savaşlarda kendi kendini yönetmeyen
ülkeler ürün almakta zorlanıyor. Türkiye bundan az ders çıkardı ve hâlâ olduğu yerde, bir
adım ileri, iki adım geri gidiyor.
2010 yılında basit bir örnekle söyleyelim: Türkiye et ve hayvan ithalatını başlattı. 2010
yılından bu yana Türkiye 11 milyon baş büyükbaş hayvan ithal etti. Bunun yanında 12
milyar dolarlık da yurtdışına para verdi. Buna rağmen hayvancılıkta sorunlar bitmedi. Esas
olan Türkiye’nin kendi kendine yeterli olmaması. Bugün hayvan isimlerini sayın dediğinizde
Holstein, Simmental, Charolais, Montbéliarde, Angus, Shorthorn… Bunların hiçbiri bizim
yerli ırkımız değil. Bizim kırmızı karamız, boz ineğimiz, sarı kızımız vardı. Bugün 17 milyon
baş civarında büyükbaş hayvan varlığı açıklanıyor. Ama bu rakamda yerli ırklar, 8 bin
civarında. O da çok ilginç.
“TÜİK YÜZÜNDEN DOĞRU PLANLAMA YAPILAMIYOR”
TÜİK yeni veri açıkladı, kısa süre önce. Cumhurbaşkanlığı yıllık program kitabı, bu kitap
bizim sürekli faydalandığımız bir kitap. Ben verileri tamamen devletten kullanıyorum.
Burada diyor ki; 2024’te 16 milyon 824 bin baş sığır varlığımız var. 2025 yılı için yüzde 4,3
artarak 17 milyon 709 bin baş hayvan varlığına eriştik diyor. Bunu niye diyor biliyor
musunuz? Bir yılda 735 bin baş hayvan ithal ettik, ikisini toplamışlar kamuoyuna veri diye
açıklıyorlar. Oysa 2025 yılında şap hastalığından dolayı çok sayıda hayvan telef oldu, ya
da şartlı kesime gitti. Buna rağmen, Amerika Tarım Bakanlığı bu yılın Ocak ayında 2026
yılı için Türkiye’nin büyükbaş hayvan varlığını 14 milyon100 bin civarında öngördüğünü
belirtti. Ayrıca Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği de 13 milyon 685 bin büyükbaş hayvan
olduğunu açıkladı. Arada neredeyse 4 milyona yakın rakam oynuyor. İşte Türkiye’nin
yaşadığı en büyük sorunlardan biri: Veriler doğru değilse, planlama da doğru olmuyor.
Siz TÜİK’in verileriyle et üretimini hesaplarsanız hata yaparsınız. Tarım ve Orman
Bakanlığı’nın verdiği veriler gerçekçi olmayınca hayvancılıkla ilgili planlama da şaşar.
Yüzde 4,3 artış varsa niye sorunlar bitmiyor? Geçen yıl şap dışında hayvan
hastalıklarından ciddi kayıplarımız oluştu. Mera hayvancılığımız bitti. 12 ay kapalı alanda
hayvancılık yapılıyor, sürekli yem vererek besliyorsunuz. Girdi maliyetinin artışı küçük aile
tipi işletmelerin ahır kapısını kapattırıyor. Anadolu’da çok yerde artık ahır boş, yaşayanlar
ayakta kalamıyor.
“BU GİDİŞATA DUR DENİLMEZSE?”
Bu gidişata dur denilmezse ne olur? Dışarıdan gelen hayvanlarla Türkiye’de fiyatlar
artıyor. İki yıldır Et ve Süt Kurumu ticaret yapıyor, ondan önce şahıslar getiriyordu. Yabancı
ülkeler Türkiye’nin durumunu bildiği için fiyat artırıyorlar. Diğer ülkelerde de problemler
oluştuğu için herkes ithalata yönelirse yüksek fiyatla alıyorsunuz.
Örneğin bugün Hindistan, Çin, ABD, Rusya farklı ülkelere ürün veriyor. Ama talep arttıkça,
alış fiyatımız etkileniyor. Dünyada 8 milyara yakın nüfus var, öyle olunca alım fiyatları
oynuyor, daha pahalı ürün alıyorsunuz.
“MERA HAYVANCILIĞINA DÖNÜLMELİ”
Çözümü de var. Ama önce şunu belirtelim: Mera hayvancılığından Türkiye koptu.
1940’larda 40 milyon ha mera alanımız varken son sayım 2001’de yapılmıştı, 14 milyon
hayvanımız vardı. Yeniden sayım yapılmıyor. Tahminim 9-10 milyon hektar mera kalmış.
Ot boyu önemli, ıslah edilmesi gerekiyor. Meralar ıslah edilmediği için ithal hayvanların
ağız yapısı Türkiye otuna uymuyor. Bugün 50 kg süt yemi 900 TL. Ulusal Süt Konseyi’nin
alım fiyatı 20-22 TL ama aracı payı koyunca üretici 16 TL’ye kadar düşüyor. Fabrikalar
düşük alıp pahalı satıyor.
“SÜTTE FİYATI TÜCCAR BELİRLİYOR”
20 Ocak kararları ile taban fiyat kalktı, alım fiyatı tüccarın belirlediği fiyata dönüştü.
Sübvansiyonlar bitti. Tarım Kanunu 21. maddeye göre milli gelirin yüzde 1’i çiftçiye
verilmeli, 2026’da 770 milyar TL tutuyor. Ama bütçede 168 milyar TL ayrılmış. Tarım
Bakanlığı bütçesi bile 542 milyar TL. Yani, hayvancılığa destek verecek bütçe yok.
“BU KONU MİLLİ GÜVENLİK MESELESİ”
Bu rakamları ortaya serince durumun vahameti anlaşılıyor. Niyetimiz eleştirmek değil, milli
güvenlik meselesi bu. Tarım olmazsa savaş kazanılmaz, gelecek kurgulanmaz. 28 milyon
hektar tarım arazimiz 23 milyona düştü, 5 milyon hektar kaybettik. Üretim düşüyor:
2002’de 550 bin ton mercimek, şimdi çok az. Buğday 19.6 milyon tondan 17.4 milyona
indi. Dışa bağımlılık artıyor.
İhracat diyoruz ama narenciye, limon, domates, hıyar, zeytin dışında sofralık yok. İthal
ediyoruz: fasulye, nohut, mercimek, buğday, arpa, saman… Hibrit tohum sorunu var. Kısa
saplı buğdaydan saman çıkmadı, saman ithal ediliyor.
“ATA TOHUMU ARTIK YOK”
Ata tohumu artık yok. Ata tohumunu gidip pazarında satarsanız, yasaya göre size işlem
yapılır. Ama hibrit tohumlar var. GDO’lu ürünler yasak. Ama hayvan yeminde kullanılıyor.
Tükettiğimiz her şey hibrit tohumdan. Pestisitler (tarım zehirleri) 600’den fazla zararlıya
karşı kullanılıyor. Ama çiftçi eğitimi yok. Devlet televizyonlarında tarım programı
yapılmıyor. Çölleşme artıyor, su sorunu var. Sulama kayıp-kaçağı yüzde 77’ye ulaşmış
durumda. Gençler köyden kaçıyor, yaş ortalaması 58. Köyde okul, sağlık ocağı, imam yok.
Köyü canlandırmak için SGK primlerini karşılamak, veteriner-ziraat mühendisi desteği,
sosyal donatı alanları lazım. ‘Köy-Kent projesi’ gibi.
“TOPRAKLARIMIZ YAĞMALANIYOR, SİYASİ İKTİDAR SEYREDİYOR”
Yabancılar verimli arazileri alıyor. Topraklarımız adeta yağmalanıyor. Büyük işletmeler
destekleniyor. Ama küçükler mağdur oluyor. Gelecekte işsizlik artacak, tek yol katma
değerli tarım ürünlerine geçmek. Hollanda deniz doldurup tarım yapıyor, biz üç tarafı deniz
çevriliyken ne deniz ürünleri ne tarımda varız. Fransa bizden az inekle daha fazla süt
üretiyor çünkü hayvan refahı sağlıyor. Çözüm için mazota ÖTV-KDV kaldırılmalı, alım
garantili üretime geçilmeli, kooperatifçilik güçlendirilmeli ki, üretici mağdur edilmesin.
Mevcut durumda üretici kazanmıyor. Tüketici pahalı alıyor. Süreci doğru yönetmesi
gereken siyasi iktidar seyrediyo






























